1 Ekim 2012 Pazartesi

ŞİZOFRENİ BÖLÜM I


İnsanların merakla yaklaştıkları nasıl ve neden meydana geldiğini öğrenmek istedikleri bir hastalık ŞİZOFRENİ. Anlatımı kısa sürmeyen zorlu bir hastalık. Bu sebepten sizlere bir çırpıda anlatamayacağım. Bu ay ve önümüzdeki aylar içinde bölümler halinde sizlerle paylaşacağım.

Bölüm I:
 Şizofreni nedir?
Şizofreni, yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkiliyor. Dünyada 60 milyon, Türkiye’de ise 600 bin şizofreni hastası bulunuyor.

Alevlenme ve yatışma dönemleriyle kendini gösteren kronik bir psikiyatrik hastalıktır. Şizofreni de migren ya da epilepsi gibi bir beyin hastalığı olmakla beraber gerek ortaya çıkmasında gerekse nasıl bir gidiş göstereceğinde çevresel, psikolojik ve sosyal etkenlerin de rolü vardır. Diğer psikiyatrik bozukluklara göre şizofreni kişinin mesleki ve sosyal işlevselliğinde daha ciddi kayıplara yol açabilmektedir. Genellikle 15-25 yaş arasında başlar, ne kadar erken başlarsa hasta üzerindeki hasarı o kadar fazla olur.Daha çok erkeklerde görülen hastalık sürekli ilaç kullanımı gerektirmektedir.
Şizofreni ne değildir?
Kişilik bölünmesi demek değildir. Şizofreni erken bunama demek değildir. Aşı ve ilaç yoluyla korunmanın mümkün olduğu bir hastalık değildir. Şizofreni farklı ya da zıt duygular taşımak demek değildir.
Kaynak: Ntvmsnbc, Pfizer Sağlık Bülteni Dergisi 2005, JANSSEN-CILAG a division of johnson & johnson


                                                                                                              Feza OKTAY

BLOGLIFETR


Sosyal medya ortamında her gün ayrı bir yenilik peşinde olan bir grubu takip etmekten kendimi alamıyorum. 1 Sosyal Medya Grubu.. Bu grubun her bir adımının farklılıklara imza attığını düşünüyorum Adeta yerlerinde duramıyorlar; yeni projeler, yeni ekipler derken büyüdükçe büyüyorlar. Bir de yepyeni bir dergi formatıyla karşımıza çıkıyorlar. Türkiyenin en kapsamlı blogger dergisi BLOGLIFETR. Özenle ve güçlü bir ekip sayesinde hazırlanan bu derginin içinde ne ararsanız var ve dileyen herkes de bu derginin ekibinde yer alabiliyor.

Bence sizde bu derginin ilk sayısına bakmadan geçmeyin derim :) Keyifli okumalar.
http://bloglifetr.com/dergi/
                                                                                                                ELİF DURUK

"MAKAM"La GELEN ŞİFA




Sesler arasındaki ilişkiyi belirleyen kurallara göre melodinin biçimlendirilmesine makam denir.

Peki, hangi makamlar insan ruhuna hitap etmektedir? İşte bu sorunun cevabı şimdi açığa çıkıyor. Müziğin mecazen değil gerçekten ruhun gıdası olduğunu ve olası rahatsızlıklara nasıl iyi geldiğini fark edeceksiniz. Buyurun görelim;

Ø  Isfahan & Saba Makamları = Kaygıya
Ø  Rast & Mahur Makamları = Depresyona ve mutluluk artışına, felce ve epilepsiye
Ø  Nihavent & Buselik = Düşünceyi rahatlatıcı
Ø  Hicaz Makamı = Teskin edici ve idrar zorluğuna, cinsel hastalıklara
Ø  Rehavi Makamı = Baş ağrısına
Ø  Neva Makamı = Kadın hastalıklarına, lezzet ve ferahlık vermeye
Ø Büzürk makamı =  Ateşli hastalıklara, zihni temizlemeye, vesvese ve korkuyu uzaklaştırmaya
                                                                          Feza OKTAY

NU NOODLE


Hani bazı günler yaşarsınız ya işten çıkarsınız yorgunsunuzdur nereye gitseniz kalabalık, nereye gitseniz tenha bilemezsiniz nasıl bir yere gitmeniz gerektiğini ama eve de gitmek istemezsiniz; arkadaşınızla beraber şöyle güzel bir akşam yemeği yiyebileceğiniz bir yer düşünürsünüz; bir yandan yağmur ve hiç boş taksi yok..


İşte tam böyle bir gün de arkadaşımla beraber girdiğimiz bir mekan tüm bu ihtiyaçlarımızı karşıladı. Bir Çin Restaurantı NU NOODLE..

Cihangir, Beyoğlunda bulunan bu harika yer gerek mekan ve servis olarak, gerekse menü zenginliği ve lezzeti olarak gerçekten mükemmeldi; özellikle makarna sevenlerin buraya uğramadan geçmemelerini tavsiye ediyorum.


Tek kelimeye ile ifade etmem gerekirse buraya BAYILACAKSINIZ :)

                                                                                                 Elif DURUK'tan muhabbetle :)

SİNETERAPİ

Bu ay Hide and Seek (Saklambaç) filmini seçtik. Açıkçası filmi izlerken çok rahatlayacağınızı söyleyemem ama sürekli bir merak içinde olabiliyorsunuz. Bir de bu filmi izlerken aslı astarı olmayan hikayelerin canlandırılmış şekli olarak düşünebilirsiniz bu yüzden ilginizi çekebilir. Eğer ki kendi yaşantınızda veya çevrenizdekilerin yaşantısıyla benzer durumla karşı karşıyaysanız ne yapmanız gerektiğine dair küçükte olsa bilgiler edinebilirsiniz. İzlemeden önce sizler için filmin konusu hakkında ufak bir bilgi vermek istedik. Umarız okuyanlara ve izleyenlere bir katkımız olmuştur.


HIDE and SEEK  (SAKLAMBAÇ):
Yönetmenliğini John Polson’un yaptığı 2005 yapımı ABD filmi. Başrollerde o yıllarda yaşına göre büyük bir başarı gösteren Dakota Fanning (Emily) ve usta oyuncu Robert de Niro (David) yer almakta.
David evli ve bir kız çocuk sahibi terapisttir. Karısının intiharı sonucu kızı Emily ile birlikte şehrin dışında bir eve yerleşir. Emily taşındıkları bu evde kendine Charlie adında hayali bir arkadaş edinir. David kızının yalnızlıktan dolayı böyle bir arkadaş hayal ettiğini düşünür. Ancak zaman içinde işler içinden çıkılmaz bir hal alır.

                                                                         İyi Seyirler.
                                           Elif DURUK & Feza OKTAY

TABİATTAN GELEN MUCİZE




Unutmayın bunlar ufak bilgiler, sağlık sorunlarınız için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



SOYA, SOYA FASULYESİ

Latince Adı: Glycine max

Familyası: Leguminosae

Tanımı: 1,5 metreye kadar uzar. Yumuşak tüylerle kaplı yaprakları vardır taze fasulyeyi andıran bir bitkidir.
Yetiştiği Yer: Anavatanı Asya’nın doğusudur. Abd ve Avrupa’da da yetişmektedir.
Kullanımı: İ.Ö. XI. yüzyıldan buyana Çin’de yetiştirilmektedir. Japonya bahar bayramında; kavrulmuş soya fasulyesi kötülükleri uzak tutması ve yeni yılın mutluluk getirmesi için evlere serpilirmiş.
Soya kalp dostu olmakla beraber, kötü huylu göğüs, prostat, yumurtalık urlarını baskılar. Tüm bunların yanı sıra menopoz belirtilerini özellikle ateş basmalarını önler. Kemik erimesini önlemeye yardımcı olur. Yüksek oranda selüloz içerdiğinden kabızlık ve bağırsak problemlerine yardımcı olur.

                                                                                                             Feza OKTAY

OZAN DOĞULU & MODEL


Çok öncelerden beri hayranı olduğum OZAN DOĞULU son zamanlarda zirveden hiç düşmüyor. Her an yeni bir konser yeni bir eğlence ve daha bir çok yepyeni haberlerini okurken buluyorum kendimi.. Güçlü bir ekiple çalışıp bir çok başarıya imza atması gerçekten hayranlık uyandırmıyor değil :) fakat gel gelelim en son yaptığı çalışma büyük bir ses getirdi. MODEL GRUBU ile yaptığı ''DAĞILMAK İSTİYORUM'' isimli çalışma yüreklere tam 12'den isabet etmeyi başardı. Sözleriyle ayrı müziğiyle ayrı güzel olan bu çalışmayı bu ay sizlerle paylaşmak istedim.        

Şimdi dinleme zamanı :)   http://www.youtube.com/watch?v=ieop-jAMAAM

                                                                                             ELİF DURUK'tan Sevgilerle :)

HAZIRLANIŞI 5 DAKİKA, TÜKETİLMESİ İSE 3 =)



 Malzemeler;

2 adet muz
2 tatlı kaşığı süzme bal
50 gr(3 tatlı kaşığı kadar) kaymak
1 avuç ceviz
Dilediğiniz kadar sütlü çikolata

Hazırlanışı:

Önce geniş bir tabağa muzlarımızı ince ince dilimliyoruz ve  kaymağımızı muzların üzerine paylasştırıoruz..Daha sonra üstüne cevizlerimizi ufalıyoruz..Ardından sütlü çikolatamızı küçük ve ince parçalara ayırıp üstüne serpiyoruz ve son olarak süzme balımızı üstünde gezdirip,yarım saaat kadar da buzdolabında beklettik mi..(soğuk yemeyi sevenler için)
İşte size 5 dakkada hazırlanıp 3 dakkada kaşıklanan lezzetli mi lezzetli bir tatlı..

                                        Afiyet Olsun..

                                                                                      ..Kevser APARI..

İÇİNDE NİCE ANLAMLAR GİZLİ ''VAHŞİ DİL''



 


Yazar her ne kadar psikiyatristler hakkında yoğun eleştiriler ve zan altında bırakma derecesinde bahsetsede,öncelikle kendide bir psikiyatrist’tir ve küçük paragraflarını okudukça sözcüklere verebildiği anlam bütünlüğü karşısında bazen  beğeniyle bazen ona hak vererek bazen de kızarak okumaya devam ediceksiniz..Ben her başlıkla ilgili hoşuma giden paragrafları parmaklarımla tek tek kazıdım bu sayfaya..
Şimdi sıra sizde keyifli okumalar : )



 Çocuk ve ebeveyn
• Çocuklar,erişkinler kadar başarı elde edemediklerinden dolayı, genellikle çabalarıyla ödüllendirilirler. Fakat çocuklara, hayatta geçerli olanın çaba değil de başarı olduğu, mutlak surette öğretilmelidir. Şayet çocuklar, çabaları sebebiyle aşırı ödüllendirilirlerse, başarma yerine salt deneme sayesinde onay aramaya devam edebilirler. Bu da onları başarısızlığa mahkum eder: çünkü başarılı olurlarsa, yalnızca sıkı çaba göstermede başarılı olmuş olurlar ve şayet başarısız olurlarsa tam bir hezimet yasarlar.
  
 
Hastalık
• Yeni akıl hastalığı modelleri şimdilerde yeni otomobil modellerinden daha hızlı üretiliyor 
 sebebi de şu olsa gerek: bu yeni akıl hastalığı modelleri muhtemelen daha çok satılıyor.
 
İlaçlar/Uyuşturucu maddeler
• Yiyecek ve ilaç idaresi, belli maddeler için 'denetimli' diyor. Oysa denetimli madde diye 
bir şey yoktur; yalnızca denetimli şahıslar vardır.

• Uyuşturucu maddeleri yasal hale getirmek onları daha zehirli kılmaz; aksine, onları daha 
 zehirli kılan, yasa dışı kapsamda kalmalarıdır. Çünkü yasal olmayan uyuşturucu maddelerin 
 dağıtımcıları ürünlerine hile karıştırırlar (ve ayni ürünü hilesiz satan bir rakipleri de 
yoktur).

 
Delilik (cinnet) savunması 
• Eskiden, cinayetle suçlanan Amerikalılar, suçlu oldukları kanıtlanıncaya dek masum
 sayılırlardı; şimdiyse, akıllı oldukları kanıtlanıncaya dek deli sayılıyorlar.

• Sindirim sistemi uzmanları günler, haftalar ya da aylar önce bir başka şahsın midesinde 
ne olduğunu saptayamaz; fakat psikiyatristler haftalar, aylar ve hatta yıllar  önce aynı  
şahsın aklında ne olduğunu saptayabilir!
 
Lisan 
• Tıbbi yalanlar: ebeveynin koruyuculuğu, "tasarlanmış ebeveynlik" diye adlandırılır.

Hekimlerin cinayeti, "ötenazi" diye adlandırılır.

Psikiyatristlerce hapsedilme, "akıl hastanesine yatırma" diye adlandırılır.

• Dil öğrencileri sokaktaki adamın, kendisinin düz yazıyla konuştuğunun farkında 
olmadığının yeterince farkındadır. Aynı şekilde, sıradan akıl hastasının da, kendisinin 
mecaz türünde konuştuğunun farkında olmadığını ve bunu, psikiyatristlerin ve psikiyatristi 
olmayan akıllı insanların fark etmediğini söyleyemez miyiz?

• "Kendini mazur gören, gerçekte kendini suçlamış olur" diyor bir Fransız atasözü.Diğer bir   
söyleyişle:ileri düzeyde engellilik, hastalık, akıl hastalığı, cehalet ve bir mazeret olarak 
yoksulluk gibi mazeret diliyle konuşan birey, öz saygı savaşanı daha başlamadan kaybetmiş  
demektir.

Evlilik
• Evlilikte basari ya da basarisizlik,kari ve kocanın birbirini askla sevip sevmediğine değil  
de hayatlarını ve servetlerini birleştirmek isteyip istemediklerine bağlıdır.

• Resmi evlilik,hisse senetlerini elden alıp satmaya,gerçek evlilikse ayni hisse senetlerini  
borsada alıp satmaya benzer.

Akil hastanesi 
• Akıl hastaneleri:

1. İlan edilmeden başlatılmış, tutarsız aile içi savaşlarımızın esir kampları.

2. Yetişkin yetimlerin tıkıldığı yetimhaneler.

3. Hayta izdihamından kurtulmak isteyen insanların teneffüs yeri olarak kullanıldığı 
mekanlar.

4. Yaşayan ölülerin gömüldüğü mezarlıklar: psikiyatristler, mezar kazıcı; hastalar da ceset.
Gerçek mezarlıklarda küçük canlılar (mikro-organizmalar) ölü bedenlerin dokularıyla hayat  
sürerler; mecazi mezarlıklarda ise tımarhanedeki büyük canlılar(makro-organizmalar, ki 
'memur kadrosu'ya da çalışan memurlar diye adlandırılırlar) yaşayan akıl hastalarının 
ruhlarıyla hayat sürerler. 
 
• Hastaneler tamir dükkanları; akıl hastaneleriyse park mekânları.

Para 
• İki atasözü para hakkında söylenmesi gereken hemen her şeyi özetliyor: parayı veren 
düdüğü çalar.
 
 • İnsanlar para ödedikleri şeye değer verir, değer verdikleri şeye de para öderler.
  

Şahsi davranış
• Kendini dinlemezsen, başkalarının söylediklerini duyamazsın.

• Bilgi öğrenmeyle kazanılır; güven, şüpheyle; beceri, uygulamayla; sevgi de, sevgiyle.

•Özgürlüğün fiyatının uyanıklık olması gibi, bağımsızlığının fiyatı özgür irade, onurun 
fiyatı öz güven, saygının fiyatı da öz saygıdır.

• Zamanımızın çoğunu iki sayfan birini yaparak geçiririz: para kazanmak ya da para 
harcamak. Ancak kumar oynarken -şansınıza bağlı olarak değişen bir oranda-her ikisinin 
aynı anda yapıyor oluruz.

• Hidroklorik asit olmaksızın iyi sindirim, adrenalin olmaksızın da iyi düşünme olmaz.

• Öz denetim öz saygıyla doğru orantılıdır: bir kimse ben kadar büyük bir öz saygı taşırsa,
 kural olarak, kendini denetlemeye yönelik arzu ve yeteneği o kadar büyük olur.

Diğer insanları denetleme arzusuysa öz saygıyla ters orantılıdır: bir kimse ben kadar düşük
bir öz saygı taşırsa, kural olarak, diğer insanları denetleme arzu ve yeteneği o kadar büyük
olur.

• Bir atasözü, 'bizi besleyen eli ısırmamız gerekir’di ye bir uyarı yapar. Ancak, kendi 
kendimizi beslememizi engelliyorsa, belki de o eli ısırmalıyızdır.(ki BU BENİM FAVORİM)

Psikiyatri
• Kurumsal psikiyatrinin uzun tarihindeki en son ayıp müzmin akıl hastasının, artık evi haline
gelmiş hastaneden zorunlu tahliyesidir. Birleşik Devletlerde bugün, akıl hastanelerinde  
kalmak istemeyen bireyler, hala istemleri aksine oralara 'kabul edilir;'oysa bu hastanelerde 
kalmak isteyen bireyler, şimdilerde istemleri aksine oralardan'tahliye' ediliyor. Sonuç,akıl 
hastanesinin hapishane işlevi değişmeden kalırken,aynı hastanenin sığınak işlevi giderek 
ciddileşen ölçüde aşınmıştır.

Psikanaliz 
• Psikanaliz, bireye özgü gerekçeleri incelemeye yönelik bir teşebbüstür; dolayısıyla, 
hastanın işbirliğiyle gerçekleştirilebilir ve ancak hasta, kendine özgü gerekçelendirme 
tarzını terk etmek ya da değiştirmekle bir kazanım elde edecekse başarıya ulaşılabilir.

 
Psikoterapi
• Psikoterapide başarı-yanı, bir kimseyi arzu ettiği yönde değiştirme becerisi-basiretten  
çok cesaret gerektirir.
 
Ceza
• Suç, gayri meşru davranış; akıl hastalığı, meşru davranış. gayri meşru davranış tanım 
gereği gayri meşru olduğundan suç olgusunun giderek artan oranda akıl hastalığı olarak 
görülmesi, psikiyatrsal yaptırımların da  yine giderek artan oranda cezai mahkumiyetlerin 
yerine geçmesi şaşırtıcı değildir.
 
 
Şizofreni
• Tanrıyla konuşuyorsanız, dua ediyorsunuz demektir;yok, Tanrı sizinle konuşuyorsa,
şizofrensiniz demektir.

 
Toplumsal ilişkiler
• Hiçbir zaman 'affedersin' demeyen kimseden sakın. Böylesi biri zayıftır, ürkektir ve 
azıcık bir tahrik üzerine, köşeye kıstırılmış hayvanın çaresiz saldırganlığı içinde savaşır. 
                                                                                         ..Kevser APARI..

3 Eylül 2012 Pazartesi

EDİTÖR'S


Bu ay ki sayımızda daha çok gözlem sonucu ortaya çıkan, ihtiyaç gerektiren konuları ele almaya çalıştık. Elbette ki konuları her açıdan değerlendirerek sizlerle paylaşmaya gayret gösterdik. Çalışmalarımız bizlerin içine sindi; umarız sizinde ruhunuza hitap edebilmeyi bu ay da başarmışızdır.

                ..Keyifli Okumalar Dilerim..
                                                       Elif DURUK
                                                                                                                   

ERGENLİK


            Ergenlerin temel uğraşı özerk olduğunu hissedip ayrı kimlik-kişilikte olduğunu kendisine ve etrafındakilere onaylatmaya ihtiyacıdır. Genellikle ilk özerklik dönemlerinde anne-babanın kendi aralarında ki ve başkalarıyla olan iletişimlerini taklit edip kendi bireysel özerkliği- rengini vermeye çalışır. Ergenliğe giren gencin ilk tepkisi isyan etmektir ve isyanın içeriği hiç önemli değildir. Özerk bir birey olmanın tek yolu egemenliği altında olduğuna inandığı güç ve iktidara direnip muhalefet olmak ergenler için ilk kuraldır diyebiliriz. Yani ergenin psiko-toplumsal açıdan birinci gelen problemi evde ebeveynine okulda ise öğretmenlerine başkaldırmaktır. Ergenlere göre otoritenin kendisinden talep ettiği şeyin tersini yaparak özerklik temin etmiş olacaklardır.

            Bu dönemde güç ve otorite sahibi kişiler ergenin özerklik çabası adı altında sürdürdükleri çatışmaları anlayışla karşılar; onun özerkliğini kabul eder ve ciddiye alırlarsa bu süreç çok daha kolay atlatılır ve daha sonraki yaşamında sağlıklı gelişimin belirtilerini sürer. Diğer bir yandan düşünce ve davranışlarıyla alay edilen, dinlenmeyen, çocuk olarak dahi adam yerine konulmayan bir aile ortamında yetişen ergenlerin böyle bir beklenti bir yana başkaldırma gibi bir lüksleri dahi yoktur. Bu durumda son şansını kaybeden ergenler ileriki yaşamlarında; büyük bir kimlik krizi ve bocalamasına girip başkalarının peşlerinde dolaşan kendine ait fikirleri ve görüşleri olmayan bireyler olmaları maalesef ki pek kaçınılmaz son olabilir.

            Aynı zamanda amaç edinebilme, yönelebilme ve uygulayabilme yeteneği aramaya çalışacaklardır. Burada da içerik önemli değildir. Otorite olarak görülen kişiler bu uğraşı onaylamadıkları için olayın özüne değil içeriğine takılmaktadır. Buda ciddi sorunlara yol açmaktadır. Hem başkaldırı hem uğraş isteyen ergen aile tutumları dışında rol denemeleri yaparlar ve genellikle başarılı olunan roller kalıcı olabilir. Aileler bu durumlar karşısında panikler ve ciddi önlemler almaya başlarlar.

            Ergenlerin arkadaşları çoktur ancak dostluklara ihtiyaç duyar ve aramaya başlarlar. Öyle bir dost ararlar ki; hem başkaldırabilsin hem amaçları olsun, hem de sırlarını paylaşabilsinler. Böylelikle suni sırlar oluştururlar ve bu sırlar onlar için hayati önem taşır. Dostlarıyla gizlice buluştukları mekanları vardır, orada buluşup sırlarını paylaşırlar. Bu durumda aile yine panikler ve “ Biz dostuz. Sırlarını bizimle de paylaşabilirsin.” Diyerek çocuklarını aldatıp dostlarını satmalarını ve ispiyonlamalarını ister hatta zorlarlar.

Eğer olurda dostlarını satarlarsa daha sonra kendilerini kaypak güvenilmez ve asla kimseye güvenmeyen bireyler olduklarına inanırlar. Hele ki bu durum ortaya çıkarsa tüm sosyal çevrelerinden dışlanırlar. Bu dönemdeki sırdaşlığı otorite gördüğü kişilerce anlayışça karşılanır hatta desteklenir ve saygı duyulursa ergende sırdaşlık, güvenilirlik ve sır saklama yetisi gelişir. Hem kendisi başkalarına güvenebilecek hem de kendisine güven duyulduğundan emin olma formatını geliştirebilir. Hayata gerçek manada başarılı olan bireyler ergenlik döneminde sırdaşlıkları öğrenmiş bu sınavları başarı ile vermiş ve güvenilirliklerini kanıtlamış insanlardan oluşur. Bu tip bireyler toplum tarafından saygı ile anılan, güvenilirlikleri çok yüksek kişiler olabilirler.   

Kimlik ve birçok rol denemeleri ile beraber tüm dünyayı yorumlaya bilmekte isteyebilirler. Dünyayı anlamlandırmak için ideolojik bir bakış tarzı geliştirmek ister ve çabalarlar. Yine içerik önemli değildir. Burada boşluktan kurtulmak isteyerek var olma çabası gözlemlenebilir. Aksi takdirde boş dayanıksız gibi hissedebilirler.

Ergenleri bu dönemde rahatsız etmeden denetleyip saygı duyarsak ve öyle kabul ettiğimizi hissettir-gösterirsek daha ılımlı yaklaşır ve önleri açarız. Bu yetileri destekler ve kimlik oluşturma konusunda cesaretlendirirsek, geliştireceği kimlik bu sefer gerçekten kendine özgü olur. Ruhsal açıdan sağlıklı ilerlediği kimliğini zamanla doldurup güçlendirerek hayatın içinde en iyi şekilde var olabilir. Geleceği ise bu fırsatları yakalayamayanlardan daha da iyi olması muhtemeldir.
Kaynak: Tahir ÖZAKKAŞ – Bütüncül Psikoterapi

                                                                                                                     
                                                                                                                                           
                                                                                    TUBA KARADUMAN


ETKİLİ ANNE-BABA OLMAYA ÇALIŞMAK


Eski devirlerin birinde bilge bir devlet başkanı etrafındaki adamlara “Bir servetiniz olsa neler yapardınız?” diye fikirlerini sorar. Oradakiler hanlar, hamamlar yaparım, aşevleri yaptırırım, camiler, kütüphaneler yaptırırım, şeklinde fikirler öne sürerler. Bunları dinleyen o bilge insan “Bu dediklerinizin hepsi güzel yatırımlar fakat ben olsaydım o serveti insan yetiştirmeye kullanırdım. Çünkü iyi yetişmiş insan olduktan sonra bu dediklerinizin hepsi olur. İdeal insanlar olmadan ise, bunların hiçbiri istendiği gibi olmaz.” Der(Anonim).
Bugünün çocuğu yarının geleceği değil midir? Anne-baba olarak yapılması gereken de çocuğu en iyi şekilde yetiştirmektir. Şimdi diyebilirsiniz ki ‘senin çocuğun var mı?’ beninde sizlere vereceğim bir cevabım var o da ‘hayır’. Fakat bende bir evladım az çok anne-babanın özverisini yetiştirmesini ve nacizane bir psikolog olarak çocuklara nasıl davranılması gerektiğini bilirim.
Yaşam türlü zorluklarla dolu geçinmek, hayatı sürdürmek, aynı çatı altında yaşadığımız insanlara yetebilmek… İşte bu karmaşanın içerisinde büyür her insan. Evlatlarınız kimi zaman sizleri uykunuzdan ederler, ağlarlar, gülerler, ateşi çıktığında ne yapacağınızı şaşırırsınız. Ama geri dönüp baktığınızda tatlı birer anı olarak kalır hepsi. Çocuk zaman geçtikçe büyür ve çoğu anne şu lafı eder:“Ay bu çocuk büyüdükçe derdi de büyüyor”-“Kime çekti bilmem ki.” Cevap gayet açık aslında size çekti, anne ve babasına gördüğü hareketleri, işittiği cümleleri aslında her halinde sizlerden biraz parçalar aldı.
Çocuğun yaptığı hatalarda dönüp kendinize bakın bir yerlerde bir hata olmuştur illa ki. Etkili anne-babalık denince aklınıza baskıcılık veya dominant olmak gelmesin sakın, her şey kararında güzeldir. Çocuğunuzu korkutmayın, üzerinde baskı kurmayın bu çocuğu yalana sevk eder. O’na güvenin. Problemleri çözmek için şiddete başvurmayın ne fiziki nede psikolojik. Bu gibi durumlarda evden kaçma, şiddetle (fiziki olarak) karşılık verme, hatta intiharla karşı karşıya kalabilirsiniz. 

Ailevi problemlerinizi çocuğun önünde konuşmayın ve tartışmayın. Bunun sonucundan kendini sorumlu tutabilir ve özgüven eksikliği yaşar. Bu da ileriki yaşlarda hayatında olumsuzluklara neden olabilir. Sizinle bir şeyler paylaşmak istediğinde o’nu dinleyin kendini önemsediğinizi hissetmek o’nu olumlu yönde etkiler. Her ne kadar sizden bazı huylar kapmış olsa da o’nun da kendisine ait bir kişilik yapısı olduğunu unutmayın ve o’nu anlamaya çalışın. Oyun oynamasına arkadaş edinmesine izin verin tabi çok serbest bırakmayın. Ama üzerinde baskı da kurmayın. Bu durum yetişkin bir birey olduğunda hala çocukça hareketler sergilemesine neden olabilir. Asla tutamayacağınız sözler vermeyin. Bu o’nu derinden etkiler. Çocuğunuzu ne kadar severseniz sevin kararlarınızdan emin olun. Tutarsız davranışlarınız o’nun size karşı bocalamasına hatta bu durumu size karşı kullanmasına sebep olabilir.

Çocuğunuza nasihat vermekten kaçının çünkü o davranışlarınızdan daha çok etkilenir. Hatta çoğu zaman çocukların ağzından bunlara benzer cümleler duyarız:”ama annem öyle yapıyor-babamda böyle konuşuyor.” Bu nedenden ötürü çocuğunuzun nasıl olmasını istiyorsanız sizde öyle olun. Çocuğunuzla konuşurken bağırmaktan kaçının, yumuşak bir ses tonu ve kararlı cümleler kurmanız çocuklarda daha etkili olur. Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın, bu durum sadece kıyaslandığı çocuğa karşı düşmanlık beslemesinden başka bir işe yaramaz. Çocuğunuzu asla aşağılamayın nasıl olsa anlamaz diye düşünmeyin çocuğunuz da sizi başkalarının yanında müşkül duruma sokabilir. 

Çocuğunuza okuma alışkanlığı kazandırın özellikle 0-6 yaşları arasında bol resimli okuma, bilmece, tekerleme kitapları almanız okumasında istek uyandırır. Anne-baba olarak kararlı davranışlar sergileyin tutarsız davranışlarınız çocuğun bocalamasına sebep olur. Çocuğunuzla olabildiğince fazla vakit geçirin ve bu süre zarfında dünyayı o’nun gözünden görmeye çalışın. Asla “beni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” (veya tam tersini) diye bir soruyu asla çocuğunuza yöneltmeyin, bu durum o’nun aklında bir karışıklık yaratabilir ve kendisini suçlu hissetmesine sebep olabilirsiniz. Öfkelendiğiniz zamanlarda hırsınızı çocuğunuzdan çıkarmayın, sakinleştiğinizde pişmanlık yaşayabilirsiniz.

Evde huzur, anlaşma, sosyal açıdan aktiflik varsa bu durum çocuğun ergenliği daha az sıkıntılı geçirmesini sağlar. Her zaman açık sözlü olun fiziki değişikliliğinde bazı soru ve sorunlar sizi bekliyor olacak, bu gibi durumlar karşısında eğitici ve öğretici olun.
Dünyaya gelen herkes yegânedir, bir eşi daha yoktur. Çocuğunuzu sevdiğiniz kadar o’na saygı göstermeyi de ihmal etmeyin.

Son olarak şunu söylemeliyim ki; Bizler dünyaya gelirken anne-babalarımızı seçme şansımız yoktur. Fakat şimdi sorsanız tercihimizi yine sizlerden yana kullanırız. Sevginizi paylaşmaktan korkmayın, sevgi aile bağlarınızı perçinler.

Feza OKTAY